Embed

SON ŞİİRLER 2

 

İKİ SALKIM ÜZÜM BAĞINDA

“Kireçli kütüğünde ışıldıyor üzümler. Bağbozumunu kuşatıyor kavaklar aksak adımlarla. Gövdeni dolanıyorum boydan boya, ağzımda tansık bir düşe dönüyor şarap. Uzak bir rüzgârla aralanıyor yapraklar. Anadolu iki salkım üzüm bağında, yalnızlık boydan boya.”



GEÇİŞ

Tek kıpırtı yok,
Bir yerlerden işaret bekler gibi
Öyle tetikte duruyor yapraklar.

Tek gölge yok,
Güneşi yağmurla içmiş gibi
Gün ortasında düşe kalmış ağaçlar.



AYÇİÇEĞİ

Duyarım;
Giden güne ‘hoşça kal’ der, gölgelenen ayçiçeği.

Bilirim;
Ay şarkılarıyla uykuya yatırır geceler boyu çiçeklerini.
Ve o sevdayı taşır güne, bütün gece dinlediklerini.

Boyu boyumda, sarılırım yapraklarına.

Görürüm;
Ovaların güneşine boynu bükük bir ‘merhaba’.

Ölürüm..




YENGİ

Geri dönüyor giden kuşlar..
-kuşlar evindi.

Şimdi,
saçlarından savrulan rüzgâr;
dağların koynuna giriyor.

Soluyor,
incinmiş bileğinde bir dudak izi;
gözlerinde aşka benzeyen o yengi..

Bekle,
kuşlarım sana getirecek
yorgun kollarında ışıyacak çelengi,
çiçekleri baştan sona kalbimin rengi..



UTANÇ

Ellerim iyiliğin kanatlarında
kendime uçurumdum
sesimde kaldım.
herkesin adam olduğu çağda
masalını isteyen çocuktum
utandım..



ŞELALE

Yüklenelim
yalnızlığımızın göçünü.
İçinden geçelim
portakal çiçeklerinin.

Sözümüzün şelalesine gidelim,
giyinmeye yeryüzünü…



VAROLUŞ

‎Yokluk pul pul soyuyor zamanı al güneşte,
Zırhımız portakal çiçeği kokuyor ikimizden.
Dökülmeye gidelim o uçurum kederlerine,
Yeryüzünü giyinmeye sözün şelalesinden.



UZAĞA..

Avunmaya sözcük ararsın bütün gece, bütün dillerde
Sana bile dönmez bir daha, sesinin acıyan yarası.
Durmadan yadsırsan onca uzaklardan gelen ışığı
Bir daha yurt bulamaz düşler soğuyan yüreğinde.



ACI

O unutmak ister nereden döndüğünü.
Ağaçlı yolda yavaş adımlarla yol alır.

Bir ağacın ışıyan yaprağından utandığını görür
ve kaçırır gözlerini.
Buz kesmiş zaman kırılmaya hazır,
tedirgin her şey.

Uyumak, uyuşabilmek,
bir rüyaya gömüp yaşanan her şeyi
öyle uyanmak şimdi her şeyin dileği.

Üzgün bir günün, nasıl bir geminin, hangi dünyalara
açılan bir limanı sürükleyip ayakuçlarınıza getirdiğini
hiçbir zaman bilemezsiniz!



GÜN YAĞMURUNDA, GÖKKUŞAĞINDA..

Gün karşılar iki koldan; sırdaş olur yağmurlar,
Döneriz yüzümüzün aynasında, başlar o yolculuklar.
Yamacına düşer ışığım; güllerinin, yapraklarının arasına,
Yaslan artık bahçemizin sarmaşıklı, ıslak duvarına.



TUTULMA

Uçurumlara ıslık çalan ıssız yolların
Gelir uzaklardan, camlarımın önünde durur.
Küçük bir bulut yeter bütün göğü açmaya,
Yorgun düşlerin çiçeklenir alnımda,
Uçurumlarına tutulurum,
Yolların artık kalbimde uyur.



YENİDEN BAŞLAR HAYAT

Yangındır, dağılır beden rüzgârıyla;
Kalbin isteği, yankısıdır geleceğin..
Yeniden başlar gün: kokusuyla
Uç dallarında arsız bir çiçeğin..



GERÇEK

Ellerin her gün bir rüyayı başlatıyor.
Derleyip topluyor günün eksik ışıklarını.
Bir rüya her gün hasretin evinden taşıyor.
Rüzgarın sallıyor eşikte iki gül ağacını.



DÜŞ DİLEĞİ

Güneşte taçyaprağı –sonsuz-.
Açar isteğe, yüzünün çiçeği.
Gölge süs bile değil –onsuz-.
Yıldızda saklı bir düş dileği.



SENSİN

Yol sensin; ele avuca gelmez dönüşlerinde serüveninin.
Nehir sensin; köprülerin gölgeli öpüşlerinde.
Toprak sensin; ömrün bin yıldızlı örtüsüyle çiçeklenen.
Varlık sensin, kalp sensin; yokluğun gökkuşağında.
Gül; yurdum!



GECEDE

Akşam kayıp gitti dalgınlığından
Çatında yıldızlar; bir taşra ıssızlığı
Yol açılır; kalbinin ışıklı kavşağından
Her tan vakti; ömrün aşk hazırlığı.




YENİLDİN/ YENİLDİM


Yenildin: Portakal çiçeği kalbin.

Yenildin. Duvarın ardında kaldı süslenmiş toz yığını,
gümüş askılıklar, kirli neonların altı.

Yenildin. Duvarında izleri zehirli sarmaşıkların.
Yeniden buldun avuçlarının ter kokusunu,
işte orada eski ayakkabıların.

Yenildin. Eski bahçendesin.
Çiy taneleriyle yıkıyor ayaklarını,
bir zamanlar belleğini seninle rüzgara taşıyan otlar.

Yenildin. Öyle güzel yenildin ki, iç bahçenin gülleri
taçlandırdı gökkuşağını.

Yenildim: Portakal çiçeği kalbim.



HİÇ RÜZGAR YOK

Gölge duvar diplerinde,
koku her yerde.
Delik deşik kentin belleği,
unuttu artık kendini.
İnsan yitirdi o ışıklı erdemi.
Artık yalnızca
çürümüş et anlatır söylenmeyeni.

Kelimeler açık düşleri kurtların.
Diş izlerinden kentler,
haritalarda arsız çizikler.
Kaçamadığım yerlere kov beni,
her kelime kalbimde paslı bir çivi.
Hiç rüzgar yok.



MAYIS BAŞLARINDA

Gün sana doğar,
İncinen yel
Öper ellerinden
Dağılır hüznü.

Gün bana doğar,
İncinmiş ömrüm
Durulur sesinde,
Dağılır rüzgar.

Gün bize doğar,
Aşkla büyür dal,
Her yanımız yaprak
Sesinde büyülü orman
Mayıs başlarında
Bir kadın doğar.



AYAZMA

Yalnız bir suydum ben.
Dağımın gecesinde kaldım.
Akardım hep düşlerimden,
Uzun karanlığımdaydım.
Gündüzümde uyudum.
Ben yalnız bir suydum.
Güldün, sesine uyandım.



SEN GELDİN YA, BAŞKA NE İSTERİZ?

Geldiğinde kuşlar da geldi..
Bulutlar da, o uzak kıyılardan.
Bahçemiz gölgeydi..
Zaman ışıdı avlumuzdan.
Sesinde bir derenin inceliği..
Bakışın deniz.
Ömrüm oldun birkaç adımda.
Duvarıma yaslan.
Her gece yeniden anlat hikâyeni.
Başka ne isteriz..!



NAR

Dileğinde çiçekleniyor incinmiş ömür:
Öyle sev.
Can hüznünü yaslar bir çapa gibi duvarına.
Öyle sev; öyle sev ki,
gölgesine sarılmış binlerce ağaç
kocaman düşler edinsin…
Ey nar, sevgilim,
sabah güneşi, işte bak..!
Bütün dalların alev
ömrümüzü sürükleyen
çağlayan gibisin..!


Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !