Embed

SON ŞİİRLER 1

 

Kelebek Uçuşu


İki kanat eğilir önünde eksilen günün
Dünü anımsayarak genişler zaman
Sırdaş bulut örter üstünü gülünün
İki kanat, şimdi uç dallarına konan.

Tendir altında yırtılan ince tülün
Kelebek rüzgârını öper boşluğundan
Bağışlar rengini yaşama denk ölünün
İki kanat, şimdi yalnızlığına uzanan.




Gül ve Süveydâ


Çingene kadının attığı gül
kalınca ellerinizin arasında
-duaları uzaklaşıp giderken-
Anlarsınız yıldızlar çoktan
-içilmiştir kadehlerden-
parlamaktadır süveydâ..




Mavili


Gece tamamlar,
döner kendini
Unutulduğunda anlamını tanımlar
esmer bir anı
Göğün uzak kıyısında düşürür sesini..

Turuncuya gülümser şafağın gül yanı..

Bir bulut sarar,
genişler gün..
Bir bulut mavili..




Yüzünden Neler Geçer


İsteksiz adımlar, hani
Anlarsın ilk adımda sonunu da
Sığ sulara göre değil ayakların;
O zaman yüzünden yollar geçer.

Dalgın bakarsın, incinir mavi
Yosun sarılır kayanın hüznüne,
Geç kalmaz hiç yağmurların;
O zaman yüzünden bulutlar geçer.

Yürek sarılır, parıldar inci,
Kıyıların kum örter düşüne,
Derinlerde kanadı gökkuşağının;
O zaman yüzünden kuşlar geçer.

Bilirsin bir yerlerde beklendiğini,
Umarsızken, gelir sessizce,
Ve ışığı olur süveydanın;
O zaman yüzünden aşklar geçer.




Sulara Sürülen Düş


Kuşlar alıp gittiler gölgelerini
Birer ıslık gibi tarlaların üstünden.

Ürün hazırlıyor terli enseyi,
Dolaşarak hızlı suların önünden.

Toprak: düşlere sarılan haklılığın rengi;
Direkler: işaret fişekleri yalnız evlerden.




Yavaşlık


-İlhan Berk’e-


Duvara dayalı
Ağustos’un tırmığı.
Rüzgârını unutan yapraklar
sıcak uykusunda
öğle güneşinin.

Kuytuda nem:
tüy telaşından uzaklaşan
buğusu isteğin.

Zaman gölgede eğleşiyor,
tapınmaya eğilen sessizliğin
düş bozumu açık ağızlarında.

Sağır vakti kalenin
-burcunda kuşatılmış-
eksik taşını saklıyor
kayıp saatinin.

Ağustos:
kendini silen yol;
iz bırakmadan
-ıssız, sessiz-

Işık uyukluyor
yazın geniş döşeğinin üstünde.

Her yerde yavaşlık..
tüy hafifliğinde..

Tedirgin uyku:
tel üstünde
el sallayan uzaklık.

Tükenen yol:
y a v a ş l ı k
-erdemi madencinin-
gülün zırhını erittiğinde;
yol, ayakları dönüyor
kendini her geçtiğinde.


18-28 Ağustos 2008




Mavi Yağmurlar


Acının ve sevincin düşürüldüğü tarih
ince dereler; yüreğin kıyısından kıvrılan
bir ömre yağan mavi yağmurlar
yazılar.. yazılar.. yazılar..

Yırtılmış, atılmış, saklanmış
bir rüzgâr gibi yüzümüzü yakan
yazılar.. o mavi yağmurlar.

Tarihin gölgesinde eksilen yüz
gün ortasında fırtına, nedensiz talih
yazılar.. o mavi yağmurlar
göstererek saklarlar.




Antalya’nın Gözleri


Yorgun, çıkagelmiş göç yollarından
uzatmış Toroslar’a ıslak saçlarını,
turkuaz yatağından görüyor:
sıcak ve terli hâlâ
Keyhüsrev’in, Attalos’un atları
geçiyor kaldırımlarından;
dalgın deniz örtmüş ayaklarını.

Yaseminli akşamlar yıldızlardan,
gece Akdenizli, tepede değirmi bir ay
uzun bir çay olmuş tarih:
akıyor surlarından,
portakal kokusu sokaklardan
Pamfilya, Attalia, Antalya.

Kent görüyor:
bağlandıkça biz,
bağlandıkça böyle hayata;
ağlarda hep deniz,
asıldıkça küreklere; hep Antalya.

Ah bir bilseniz, bu nasıl bir düştür
nasıl bir yürektir ki, kanatır avuçlarını,
bulutta bir adam, elinde mavi bir fırça
turuncuya boyar yağmur kuşlarını:
hep Antalya, hep Antalya…

Kent görüyor,
gözlerinde bilge bir gülümseyiş,
güneşle tarıyor ıslak saçlarını.



……………………………….

LİMON ÇİÇEĞİ

Yollar ömrün mevsimleridir
Kapıların önünden geçer gider
El sallar evlerin bahçesi.

Düşler kalbin çiçekleridir
Yaprakların çiyini aşk içer.
Gökkuşağı yollarımda şimdi
Hangi patikayı yürüsem,
Kalbim limon çiçeği.



AYKIRI DAL İLE UZAKLARDA BİR YURTSUZ BULUT

Aykırı dal yanıbaşındaki tepeye doğru büyüyor.
Dal zamana her çiçek sunuşunda atılganlığını aşıyor yeniden.
-Görenler sessiz bir kıskançlıkla bakıp geçip gidiyorlar.-

Ne zafer, ne yenilgi, ne bozgun ne de teslimiyet..
Hiçbiri sığmıyor şimdi onu çepeçevre saran dilsiz gökyüzüne.

Uzaklarda bir yurtsuz bulut: Kimsenin anımsamadığı, ne zaman kopup gitmişti Anadolu’dan, eski bir limandan. Kimse anımsamıyor. Çiçekler topladı dünyanın gizli kıyılarından, tohumlar dağıttı ovalara, yılları böldü, birkaç ömrü okşadı yankısını beklemeden.

Uzaklarda bir yurtsuz bulut: Yorulmuştu biraz, düşlerini her fırtınada bulup bulup yitirmekten. Başıboş bir rüzgar tepede unutup gitti onu. Aykırı dal bütün çiçeklerini onun yalnızlığına açtı; ve varoldular birlikte, yeryüzünden çekip giderken erdemli bir sığınak bırakmak için arkalarında..!



KÖPÜK

Kayalarda ışıyan gülümseme yayılır; uçtan uca yayılır kıyıda,
çakıllara, kumlara yürür, görülmemiş bir şenliği başlatır göğün altında.

Dalganın yavaş atıyla gelip ayak uçlarımızda dururlar.
Binlerce göz: bir anlığına bakar yüzümüze:
Bütün kıyı anımsayışların ve unutmaların sarkacı.

Avucumuzda dinlenir ve bir aşka söner.
Nasıl gözüpek atılıp öpmüşse kalbimizden öylece vazgeçer yine,
-bilir bağışlanacağını- döner kışkırtan dalganın koynuna.

Dalga: anayurdu köpüğün..
Binlerce yıldızlı oyun bilir o.
Mavi en hilecisi..



AY VAKTİ

Bahçendeyim sessizce, gecende; ışıyorum topraklarından.
Küçük kırmızı bir bulutum, sarhoşum çiçeklerin tozundan.
Gölgeme dokun, göğüme yaslan ve işte: kalbin ay vakti;
Dudaklarım tam orda, düşlerini ay geçiyor yakamozundan.




DALGALARIN KÖPÜĞÜ

Ayak uçlarımızda dalgaların köpüğü
Köpüren şarap düşleri aramızda
Hangi kıyı vardır ki insansız:
Bir sepet küçücük, ikimizin umutla ördüğü..



ŞARABIM KUYTUDA

Kıyılarını ışıtıyor ay boydan boya
Alnında oyalanıyor günün kırmızı bulutu
Gece şarkını söylemeye hazır
Yaslandım işte akşamına, şarabım kuytuda.



DİLEĞİMCE DOLAŞTIRMIYORUM YOLUMU

Hayır, dileğimce dolaştırmıyorum artık yolumu. Işıltılı bileklerini izliyorum, uçarcasına vahşi; alnımda uyanan evcil ellerini. Balkonunu dolduran rüzgârım ben, bahçende üzümlerine dadanan sincap. Eşiğini kutsuyorum, eğilip öpüyorum, dalgın bir sarmaşığım, uyuyorum kapında. Hayır, dileğimce dolaşmaktan yorgunum. Ardından yürüyorum çiçekli patikanda; adımlarım, yazgımı çok uzaklara çekip götüren adımlarında.”




Bir ağaç savurur kırılgan dallarını, şarkı söyleyen kuş kaçar dalgınlığına, rüyasına uyanır ağacın, alır üstüne bütün uykularını, -kim diyebilir ki ezgisini unuttuğunu- olsa olsa, yurtsuz bir bulutu korumak için gölgesiz fırtınalardan, alıp kaçırmıştır erdemli sığınaklarına.



Yağmur bir sessizliği onarıyor tahtaların üstünde.  Gecenin ortasında sıcak şarap. Vivaldi sardunya ve çimen kokularını adımlayıp giriyor eve eşiğimden.



Fincanın hala burada. Vadide patlayan fırtınalar kadar çoksun kanımda. Başaklar eğiliyor önümde. O tahta masaya gelip oturuyorum işte. Fincanın hep burada.


 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !