Embed

Geniş Zamanlar 2

 

Ormanı Çalınmış Kuşlar Nereye Uçarlar? 
İklim suç ortağımız olduğunda
yangın yeri küllerini savurduğunda
acı bir yelin açlığına;
var mıdır dönüş yolları:

Ormanı çalınmış kuşlar nereye uçarlar?

Akacak yer bulamadığında gözyaşları
meyveler suyunu sakladığında dalından
ellerimiz de unutursa eğer
gökyüzünden koşan derin hüznü:

Ormanı çalınmış kuşlar nereye uçarlar?

Var mıdır bir dönüş yolu
bizi düşlerimizin kıyısına götürecek?
Acele et, kararmadan sular,
terk etmeden bizi göğümüzün al bulutu
son yaprak da düştü düşecek:

Ormanı çalınmış kuşlar nereye uçarlar?

Bilinmez dönüş yolları
sonsuzluğun kapısını, kuşlar anlar,
ağaç anlar, dal anlar, dağ anlar..
bilinmez, nereye uzar çığlıkları:

Ormanı çalınmış kuşlar nereye uçarlar?



Sardunyalı Balkon 
Öksüz kışın ilkyaza penceresi
Açılır dar kanatları martının
Zamanın geç avlusundadır güneş
Gülün ağzında iki uzaklık hecesi.

Sardunya, fesleğen, papatyalar
Yitmiş çığlığını arar bir kadın
Ben onu anlarım, onu balkon anlar
Ağzında iki uzaklık hecesi.

O her şeyi anlar.
Ağırlar iç balkonunda.



Yakamoz 
Tozlu yollardan geçiyorduk:
Eski güzlere saplanan dikenlerin acısı..
Kır çiçekleriyle taçlanan gün:
Her an bir umut izleği..

Sevgilimin ışıklandırdığı patika yakamoza çıkardı bizi:
Avunmak yok -yaşamın kalbine dalıyoruz-
soluk soluğa ve soluksuz!

Balıkçı kasabası:
Bin yıllık gözyaşı ve aşkolmuş denizi,
bin yıllık uğultu,
her aşka batırılmış bir sandalın masalı...

Tozlu yollardan
yakamozun kalbine;
-Nisan yağmuruyduk sevgilim! -
kasabanın geniş sofrasında şarap...

Tozlu yollarda yıkandık:
Eski güzlere saplanan dikenlerin anısı..
Taçınla aydınlanıyor bütün sular:
Kâlbim bir umut izleği..



Kumru Boşluğu 
Yüzünün gün eksilişi
sakin ve bronz-
hiç uzamayan yolda.

Kanatlarda tutulu rüzgar
gölgeyi ağırlar çatılarda;
eksik sözler- ne fazla ne de az
yerini bulur göğün tenhasında.

Her yerde devinimin yazgısal iklimi.
Alnımda gerili uçurum resmini
doldurur yüzünün kumru boşluğu.



Söylenmeyen 
Yaprak gizini fısıldadı binbir gece.
Nasıl bir bilmeceydi uykusuzluğum?
Kulaklarım uğultusuna eğilmişti sadece,
-kıpırtısız-

Hiçbir şeyin adı kalmamıştı:
uçuyordu boşluğumuzda ne varsa.
Yaprak beni yargıladı binbir gece.
Suyun kıyısına geldim duymamaya.
Adımın bir öyküye yetmediğini gördüm.
Badem ağacına giysisini asıp giderken
gördüm onu son kez, gizlice.



Kayıp İnci 
Sis çanlarına vuruyor sağır tepeler:
kayıp inci yer değiştirir yosunun altında-

Geç kalmış hasat telaşında yağmurun:
sesim olgun başak; yankılanıyor soluğunda-

Ah bu ıssız ellerim
her yolculukta yeniden büyürler.

Ülken dökülünce içime
baştan sona döner serüvenim.

Ağzımda kayıp inci,
sağır tepelerden düşüyor kelimelerim.



İki Kıyı/da Bir 
-Zeki Erginbay'a-

İç göğümü
silahın sulansın
eğ içine kuşkuyu
namlu şakağında
düş açsın göğüme.

Gözlerin kıyı özlemi
zaman açtır tenimde
al bulutumu
seviştir bademinle
-çiçeğim iğde-

Boz patikam
bar bar oyunlarını
tene giren bıçağın.

Her yol
kavşağını özler.

Açtı iki kıyıda
nar çiçeği şafağın.

İki kıyıda
güvercinin uzun uykusu
düş görür ellerimde.

İç göğümü
al bulutumu
tene giren bıçağın
sar iki kıyıda
yarasına gökkuşağının
-çiçeğim iğde-



Günden Güne 
Yaz küstü
güz uzak
delik deşik
ağacın uykusu..

İki tedirgin el
dalgalanıyor,
ışımakta güne
kovulmuş otun kokusu..

İnanan eşlik eder patikada
ruhun o huzurlu inceliğince-
düşer gelinciğine çiy..

Yaşamımızı bir nehir gibi dolandıracağız
ormanımızın içinde.. dilediğimizce..
yapraklarımızı aralayarak
günden güne.. geleceğe...



Yaprakların Günü 
Sırtını dönmekten yorgun toprak;
kayada terini soğutuyor
günün olgun yerinde

geç buluşma, şaşırtan yüksek..
üşüyen el yaprak sarmalında
huzur yıkamakta içteki dalgaları-

Yaprakların günü:
bulutun sustuğu ışıma,
devrilen su.. açık gök..

Toprak: yılların bozgununda ürün açlığı;
yapraklarını özlemekten anıt: Kaya..

Gün: ağırla örümceğin unuttuğunu..! 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !