Embed

Geniş Zamanlar 1

 

Sunu 
geniş zamanların çanından,
soluğunu döndüren çalgı
ellerimin sesinden
azar azar eksilen söz.!

buluttan kaçırılan gölge,
yağmurdan eksilen nem,
tepenin yitik yankısı
avucumda büyüyen masal: söz.!



Geri İstiyorum 
Yılkı atları mutluluğu aradığım!

Yürüdüm ucuna kadar falezlerin.
Bedeli ödenmiş özgürlük kıpır kıpır ayaklarımın altında. 
Gökyüzü sıkılıyor, sıkılıyor durmadan kendi boşluğunda.
Şarap kokulu bir rüzgârla gidiyorum aşka.

Kovuldum da geldim yurdunuza. Esmer şarkıların yitik topraklarından.
Uğursuzum; ya durdurun, ya da vurun beni!
Aradığım yılkı atları mutluluğu.
Geri istiyorum gökyüzünün buzul sarhoşluğunu!

Avuçlarımı parlatıyorum kömür ve elmasla.
Gençliğimden miras o uzun ve mutlu yarayla büyür çocuklarım.
Oymayın göklerin kabuğunu, yanmasın akşamlar sıcak kanla!

Göçebenin gökdelen buluşması:
Ay sararır usulca yurtsuz bir çocuğun saçlarında.
Durdurun ya da vurun beni on beş yaşın suçlarıyla!
Yürüyorum ucuna kadar falezlerin.
Bekliyorum kollarımda bir yığın bulut.
Bekliyorum yılkı atları mutluluğunu göklerin...

Gökyüzü sıkılıyor.
Gökyüzü sıkılıyor sabahı çalınmış akşamla!
Geri istiyorum, esmer şarkılarımın yitik topraklarını.
Geri istiyorum! Geri istiyorum daha fazla!



Ah O Orman! 
Nice savaşların, yenilgilerin olgunlaştırdığı yapraklar...

Kendi rüzgarını güneşte dolaştıran kıpır kıpır yaprakları içimizin.
Sonbaharın kapısını gümüş dallarıyla aralayan iki ağaç gibi sarıldık
tanyerinin göğsüne...

Aç belleğimizde uğultusunu döndüren büyülü ormana bağışlandık...

Dilimizle sağalttık yaralarımızı, yaprak yaprak dizilen günlerin
ortasından geçerken uykumuzun ot yatağına...

Ne çok sarmaşık, düşlerin sözdoğumuna sımsıcak sarılı.

Ah o orman! Kanayarak büyüyoruz: ikiz güller!



Toz Altında 
Yol kıyılarını topluyor;
tedirgin uzanan ağaçlar siliyor belleğini.
Kış güneşi gecikmiş ürününe düşüyor tarlaların.
Terli alnın bildiğini unutan mendil rüzgar kolluyor
kaybolmak için. Her yer toz.

Her yer toz; unutup gitmek için.

Yol uzağını düşlüyor;
bulutlarına saklayarak kuşlarını, geçiyor içinden akşamın.
Uzak ses geriyor kuytusuna fısıltısını,
saklanmaya kucak açmaz otun bilgisi.
İki ucu da çakalın oyuğuna çıkan yarılma:
yolda bin yıl sızı. Her yer toz.

Her yer toz; yitip gitmek için.

Yol gidişlerini dönüyor,
örtmeye üstüne acıyan gökyüzünü.
Oyun tenin bütün kıvrımlarında keskin,
boşluğu geciktiren sızı oluyor yalnızca.
Bağını yadsıyan şarabın sarhoşluğundan uzaklaşıyor hızla yol.

Her ölüm aşk değildir, erimeye ruhun gizli kafesinde.

Her yer toz; ölüp gitmek için.



Dallarımda Kar 
Gün benim neyimdi, bilemeden geçti yıllar.
Nice bulutlar süzülüp geçti yanağımdan,
köklerimi yanıltmadı toprak;
ah olmasaydı kabuğumdaki bu tanıklıklar.

Gün benim neyimdi, şimdi dallarımda kar;
içimde sakin bir hasret var.

Yolda olduğumu bilirdim, yol benim ikizimdi;
tohum ışırdı yapraklarımın arasından, yol bunu bilirdi.
Kar gizlerimizi vururdu yüzümüze:
aşk aydınlığındaydık o zamanlar.

Dağa boy verdim, açtım kendimi;
yan yana oluşumuza sevindim.
Dilini anladım, dilimle çözüldüm;
mevsimlerin neremizden geçtiğini gördüm.

Sularını dolaştır aynalı patikamdan,
işte terimi sildim.

Hiç anlamasam da olur; gün benim neyimdi,
şimdi dallarımda kar;
içimde sakin bir hasret var.
O kadar..!



Işık İçimde 
Sonbahar kara saçlarını ördüğünde yoldaydım.

Dalgınlığımı bir ben bağışlamadım.
Ovaların ateşi söndü, dağlar karabasan düşlerin hükmünde.
Kozalar yanıtsız bıraktı anayurdundan kovulmuş soruları.
Öfkemi acı yele savurdum, hüznümü bir ben bağışlamadım.

Işık ömrümü ikiye böldüğünde ben yoldaydım.

Nice bağbozumundan geçtik.
Anladık şarabın bir heves olmadığını.
Gönül matematik bilmezmiş.
Şiir basarmış sultan yarasına her kanadığında.
Çağlayanımda kendime düştüm. Gül oldum aşk içtim.

Işık süveydaya döndüğünde ben yoldaydım.



Gül Çağı 
Yamaç, solgun yüzünden bir bakış edinir bu geç saatlerde.
Sana durmuş kalbim çocukluk düşlerinin çemberinde mutludur.
Bahçemizin yetişkin dalları sarmaşıklarıyla sarhoş bu gül çağında.

Tanyeri uyanır göğüslerinin neminde, bu koku üç kez dolaşır ovayı.
Çalgına dokunurum, orman uyanır: yankılar hep acemi kalması gereken sesi.
Yamaç, solgun yüzünü geri ister, uyanmış orman çalgını.

Gül çağı: zamanı kargışlayan dudak! Öl ve gömül bahçeme!

Düş sonsuz açar... sen de!



Gün Gelir Ve... 
Bir kent, bir akşam kucaklar seni orada;
ben buradaki kente sığmaz olurum.
Kanatlarımda rüzgârın diner,
dışında bir yağmurkuşu gibi dururum.

Gözlerin yeni bir kıyıyı aydınlatır,
bakışların başka bir uzakta, kalbim bana kalır..
Anılar bir vazoya doldurulma hazırlığında..
Solgun bir çiçek sapıyım
bu kentte,
bir sokakta,
terkedilmiş bir evin duvar dibinde;
artık ölü bir aşka kururum.



Sen Giderken 
-Toprağın ve Ruhun Kuraklığına-

Nemini verip arsız güneşe,
Yoksul ruha nedir ki gölge;
Yüzüm kupkuru sen giderken.

Küskün yolcu boş verdi terine,
Nasıl değer ki çiçeklerine;
Dalım kupkuru sen giderken.

Yorgunluğum çatlıyor tenimde,
Gerçek susuz unutulan elimde;
Ruhum kupkuru sen giderken.

Beklediğim yağmur küs iklimde,
Aşkla yoğrulamazsam, sessizce;
Özüm kupkuru sen giderken.

Çığlığım kavruluyor güneşte,
Sesimi yüklediğimde acı yele;
Dilim kupkuru sen giderken.

Anaydım şefkatimin veriminde,
Kesildi suyum terk edişinizde;
Göğsüm kupkuru sen giderken.



Çıkmayan Yolda 
Gelen o değil, o yağmur dönmez
rüzgârını yitirmiş çoktan.
Gölgelere kaldı cadde:
saf gölge, sıyrılıp atmış melankoliyi.
Anladım.

Sorma çocuk!
Sakın sorma.
Bu kent, bu yol kapkara bir cevap sana.
Kaçır gözlerini benden çocuk!
Her motor sesi nasıl çarparmış bir yüreği.
Artık anladım.

Gelen o değil,
ve artık yoruldum beklemekten
yoruldum yürümekten.
Hiçbir kent yok
hiçbir yol yok
ruhunu uzaklara göndermemiş.
Anladım.

Hiçbir yere çıkmayan yoldayım.

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !