Embed

Dar Köprü 5

 

Yaz Bitti
Bir deri daha attık
eskidi yaz.
Sarı sıcaktan bozbulanıklığa,
kurşiniden zifiriye bir yol.

Bir yol gibi bitti yaz.

Doğuyor şimdi
yeniden
kalbinden
şimşekler zamanı.

Bir aşk gibi bitti yaz.



Denizin Bulanık Maviliğinde
Zor buluşma:
Soluğumuzu saran gök,
o her şeyin sığdığı koca göz
anımsattı bize düşlerin kaynağını.
Kucaklaştık hoyrat oyunlarla
düşürdük gülleri
bir yakına, bir uzağa.

Ve aylar sonra
savunmasındayken
çiçeğe durmuş aşkın,
zorladık sürgüsünü
yokluğa açılan kapının.
Boşa çıktı uzun hazırlanmışlığımız,
Yalpaladı gülün içinde maceramız.

İçime akan yaşlarla
yazmıştın defterime,
o bıçak bıçak kopuşun inceliğinde:
-yitip gidiyor her şey
denizin bulanık maviliğinde!

Bellekle küs zamanın burgusu
onca yıldır oyuyor içimi,
onca yıldır
onarılmaz olanın sakin öfkesi.

Sen orada şimdi,
gelgeç bir iklimin
düşlediğin yelinden
sorular ediniyorsun belki.
Sorular:
-o yavaş mızraklar ki-
gözlerin
uçlarında birer temren.
Sorular ki,
kırılgan dallarına bahçemin
düşer irigöz yağmurlar gibi.

Söyle,
ey uzak sevgili, söyle
şimdi yine; orada öyle
yitip gidiyor mu her şey
denizin bulanık maviliğinde?



Gelin ve Gölge
Gölge öksüz,
bilinç ışıyınca ucunda orağın.

Gelin güldü
kolay kıldı ölümü.
Yazma düştü sapların arasına,
yokluğa karıştı, soldu orada.

Koruk özgür;
karadut hoşnut asmasından.

Şarap şiire mayalandı. Sirke acıya.

Güneş çıplak,
bilinç ışıyınca ucunda orağın.

Sarı bir gülün ortasında
uyuyakaldı gelin
düşlerin kozasında.



Dağların Kızı
O dağdan inerken
omuzunda ağır bıçkısıyla,
ayaklarına kapanır
hazalları ayıklayan patika.

Irmak gizini uğuldar
durağanı sektirir kaya;
o dağdan inerken
omuzunda ağır bıçkısıyla,
ay eskil bir acıyı gömer
kanayan bulutun yarasına.

O dağdan inerken
omuzunda ağır bıçkısıyla,
anlarsın kör olduğunu
gözlerine baktığında.



Deli
Kızgın bir sel düşler deli
başka deli düşlemez.
Herkesin güneşi kendine
gölgelerden diyet istemez.

Unutulmaktan aşklar yapar,
yakuttan gözyaşları.
Duvarsız evler düşler
bedensiz sevişler gibi.

Kızgın gözyaşları düşler.
Soluğu alev bir kadın.
Bir tek
ama bir tek yangın
hayatını özetlesin ister.

Ve elleri ekmeğe batık biri
alır götürür delinin düşlerini.



Duvarcı Baba
“Kim ki, baba otoritesine başkaldırır
ve yener; o bir kahramandır.” S. Freud

Bileğinden,
parmaklarından fışkıran duvar
açtı surat gibi yamacında suyun.
Sen yaşlısın, cevizler ihtiyar;
göçüyorsun buradan,
dönüyor havada
yüreğinden uçan kuşlar.
...................
O yorgun adam
yatıyor şimdi
yok-zamanın duvarında,
uzun uykusunda.
O yorgun adam
bir ömür boyu
yüreğinde kendine yurt arayan
yatıyor şimdi
günün öteki geniş ucunda.



Gök Sakallı Adam
-Fikret Otyam'a-

Asuri bir yalnızlık katıyor güne
gök sakallı adam.
-henüz yırtılmadı gece, diyor
tırnaklarıyla vururken tuvale.

Boyuyor bir ıslık gibi hüznü
kar aklığının içine.
Upuzun bir çığlık;
salıyor “şahmaran”ı geceye.

-Bir tek damladan girilir denize, diyor
gök sakallı adam:
bir tek damladan.

Gökkuşağı dolu çantası
yürüyüp gidiyor
gök sakallı adam.
Ardında yaz
önünde kar fırtınası.



Camdan Adam
Ben sizin camdan adamınız,
naif oyuncağınız;
bıkınca doğru vitrinlere.

Karşı-adamınız,
kitap ağırlığınızım
uçmasın, kaçmasın diye
zıvanadan çıkmış düşleriniz.

Unuttuğunuz sesiniz
kolay küfürlerinizim.
Delifişek geçersiniz içimden,
adım bir kahır gibi kalır bende.
Bir bakışta çözersiniz
en gizli yerlerimi bile.

Ben sizin camdan adamınız,
yumulu bir bıçak gibi
uyurum soğuk gecenizde.

Egzotik ağacınızım dış bahçenizde
yağmurun ve ışığın altında.
Hüzünlü ve darmadağın baktığınızım
çıplak kalışınızın duvarında.
Küs yüzünüzüm
kolay çözgülü, kolay atkılı
ve gözlerinizi kaçırdığınız.
Ben sizin camdan adamınız.

Bezemelerinizim
aşk odalarınızın şaşı aynalarında.
Yavaş ikindilerinize buhurdan
anılarınıza askılık olurum
bol mezeli akşamlarınızda.
Karşı-adamınızım sizin
sanrılı savaşlarınızda.

Ve son güzünüzde
gün ışığı gibi geçersiniz
gözlerimin yağmur düşlerinden,
bin parçaya bölünürüm:
O geri dönmeyen bumerang
gökkuşağım kalır sizde.

Ben sizin camdan adamınız,
gecenin içinde
ışıltılı
naif oyuncağınız
hoşça kalınız!



Ben Yine Kaçtım
Ben yine evden kaçtım, onyedi yaşım.
Bilmiyorum, daha kaç kez kaçarım?

Evden kaçtım,
çalıştım dağ başlarında.
Verilen parayla
ilk ekmeğimi aldım,
öptüm onu
uzun uzun kokladım.

Pazar günü
çamaşırlarımı yıkadım
köylü kadınlar gibi,
suyun içinde ayaklarım.
Sigaramı yaktım ardından
gülüştü bana kızlar,
olsun, ben bahtiyardım
suyun içinde ayaklarım.

…………………………………

Yarımdır bu şiir,
yıllar sonra
anımsadığımla yazdım.

Bugün yaşım kırkbir
kimbilir, belki yine kaçarım;
belki yine kaçarım, arada bir…

1998



Eksik Durum
O dildeki azar
bugün ya da yarın,
o birikmiş uysal hınç
bilirim, gelir beni bulur
eskisin diye yenilginin tacı,
ardında karalanmış tarih.

O dildeki azar
yeniden kurar
eksik hikâyemi;
bir baştan sona
bir sondan başa,
kanatmak için yüreğimi.

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !