Embed

Dar Köprü 1

 


Yalpa

Günün verdikleriyle sınırlıysa eylemin
geri al sözcüklere düşürdüğün gölgeni.

Eğer yadsırsa beden dile gelmiş isteği
ruh kapanır hüzünlü yalpasına gerçeğin. 



Unutma

Sana kopup gelen her çiğ ışığı
yıllarca
acılarınla ısıtıp koynunda
çıkarıyorsun elinden
bir yaban güvercini gibi
bir daha tanımayan seni.




Boyun Eğdirilmiş Düş


Bizi devindiren sarkacı
gece koparır alır
gündüzün uysal elinden.

Düşün bozguna uğrayışı
başlangıcı olur artık
şafağı geciktiren acının.

Açılır gidebilmenin kolay çağı.
İsteğin tozlu yolu
yaldızlı dilek taşına dek uzar.

Kösnül bir güz başlar,
upuzun ve unutulmalara açık.
O göksel imge: özgürlük
usul usul içimizi oyar. 



Gün Gösterendir

Kırılgandır gün
ışık gergin.
Bir yaydır usulcacık
kanatır, kanatır, kanatır
çalgısını yüreğin.

Gün gösterendir
hain aynasında yitikleri.
Ve taşır durur kederi
bir bedenin ıssız değirmenine.

Gergin ışık:
artık gecedir
eksik gündüz
dönüşsüz yolları aydınlatır hep
taşınır devrimcinin gizli cebinde. 



Mektup

Mermerle bir yazılmışsa tarihi
Gönderilmeyen mektuplar da gider
-anla nereden geldiğini hüznün-

Bütün ömrüm
ölü bir dilde başlar,
ölü bir dilde biter,
mektuplar gibidir ömrüm.

Adım orda kaldı,
bütün adlarım:
m e r m e r!

Gönderilmeyen mektuplar da gider. 



İstek Hep Kuşatmada

Yaralarını sararak ilerler istek:
uzlaşıcı kimliği gülün!

Bir kavgaya girmezse eğer:
-tedirgin-
hazırdır yok etmeye onu
büyük silgi. Gönüllüce.
Gönlünce. 




Hoşça Kal Gün

Güneş akkor bir gülle
bulutların perdesinde.

Bizi acıtan o gizli ışık
kolumuzu kanadımızı yerinden eden
geçiyor kalın fırçasıyla
hazla renklerin üzerinden.

Hoşça kal gün!

Gönüllü sürgün
toprağa veriyor biriktirdiklerini.
Toparlanıyor gün,
çekiyor geniş pencereye
hızla gizlerin perdesini.

Hoşça kal gün! 



Karıncalı Rulman


-dirim ve mekaniğin kör diyalektiği-

“Oteller tekinsiz mekânlar”*
dağlar da öyle;
evler kalıyor geriye:
o kutsal sığınaklar,
beyaz tanrılar, sanal evren, vesaire..

Bir de
-olmazsa olmaz-
yatakta sarhoş bilye;
döner dururuz
boşluğun metal ikliminde.

*Ahmet Oktay 


Şimşeğin Gözüyle

Biz tam da
onarırken eskiyen bir yalnızlığı,
bir çift göz gönderiyor şimşek
-unutmamız için her şeyi-
dar gecemizin içine.

Geciken yolla körleşiyoruz,
bir kez daha yeniliyor söz. 



Günün Kapısında Duruyorken

Ey gökyüzünün başını döndüren kartal,
sessiz sözsüz anlaşmaların gök mührü!
Yolun herkese kolay geçit
kendine küskün duvar.
Kargalar geceni belliyor
gözükaralığında senin.

Hafif bir yel
dal sarsılır
kımıldar bütün yaprakları içimin.
“Sözcüklerin ateşine su serper eylemin”*

Ey ateşin ağzıyla suyun dilini çözen bilge;
adına gizlenmiş birkaç düş gölgesi
uyukluyor duruşunda senin.
Hayatı ağırlıyorsun
kayaların toprak olduğu yerde,
ve taze bir güneş
kovalıyor kokuşmuş gölgeyi.

Ey gökyüzünün başını döndüren kartal!
Düşlerde yol alışı sürgünün
yitirdiği dal üstünedir.
Yorgun değilsin taşın yüreğini aramaktan,
kök yadsımasa,
dal ezmese bağlılığıyla seni.

Çok uzakta,
yalnız bir sakız ağacı
uyandırıyor tan yelini,
söylemesi için yeni günün türküsünü
gün görmemiş sesiyle.

*Shakespeare 



Kan Sustu

Kan sustu.

Unutmaya koşuyorum:
-evet unutmaya-
o soğuk çağın biriktirdiklerini,
yığdıklarını,
yaldızlı armağanlarını.

Yürüdü çığlık.

Acının bildiği:
gece ve gündüz
ikindi ve öğle
birer düş sayfasıdır
ayın parlak dürbünüyle okunan.

Kan sustu.
Yürüdü çığlık. 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !